Eylül Fed Toplantısı: Fed Beklerse Kim Kazanacak?
Piyasa 16 Eylül toplantısına rahat bir “faiz sabit kalacak” beklentisiyle girmiyor. Güçlü ağustos istihdamının ardından 25 baz puanlık artırım ihtimali yeniden %60 civarına yükseldi. Son sözü ise 11 Eylül’de açıklanacak enflasyon verisi söyleyecek.
İçeridekiler
Eylül Fed Toplantısı: Fed Beklerse Kim Kazanacak?
Piyasa 16 Eylül toplantısına rahat bir “faiz sabit kalacak” beklentisiyle girmiyor. Güçlü ağustos istihdamının ardından 25 baz puanlık artırım ihtimali yeniden %60 civarına yükseldi. Son sözü ise 11 Eylül’de açıklanacak enflasyon verisi söyleyecek.
Fed faizi sabit tutarsa ve Fed’den beklentiler toplantı günü geldiğinde hala faiz artışı tarafında ise, sabit bırakmak piyasalardaki ilk tepkinin haliyle pozitif olmasını sağlayabilir. Fakat bu tepkinin kalıcı olması kararın , tahvil piyasasının kararı nasıl karşıladığına bağlı olacak. Piyasa Fed’in enflasyonu kontrol altında tuttuğuna inanırsa rahatlama yayılabilir. Beklemeyi siyasi baskının veya kararsızlığın sonucu olarak görürse uzun vadeli tahvil faizleri yükselir ve ilk yükseliş hızla geri verilebilir.
Bu nedenle yatırımcı açısından asıl soru Fed beklediğinde piyasanın da beklemeye razı olup olmayacağı.
Çünkü Fed’in faizi sabit tutması, yüksek faiz sorununun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Borcunu yenilemek zorunda olan şirket yine pahalı finansmanla karşılaşacak. Dış finansmana bağımlı şirketler aynı maliyeti taşıyacak.
Buna karşılık kendi nakdini üreten, borca daha az ihtiyaç duyan ve fiyatlarını artırdığında müşterisini kaybetmeyen şirketlerin işi daha kolay olacak.
Eylül toplantısının yatırımcı açısından gerçek önemi burada başlıyor. Fed’in vereceği karar, önümüzdeki dönemde hangi şirketlerin diğerlerinden ayrışacağını da belirleyecek.
Ekonomi Fed’in Yardımına İhtiyaç Duymuyor
Ağustosta ABD ekonomisi 162 bin yeni istihdam yarattı ve işsizlik %4,1’de kaldı. Önceki aylarda işgücü piyasasının hızla bozulduğu düşünülüyordu. Son veri bu kaygıyı şimdilik azalttı.
Ortada yeni bir istihdam patlaması yok. Son üç ayın aylık ortalaması 71 bin seviyesinde ve birkaç aylık eğilim yılın önceki döneminden daha zayıf. Ancak ekonomi kırılmıyor.
Tüketici de düşündüğümüzden daha dayanıklı. Temmuzda harcamalar durakladı fakat son üç ay birlikte değerlendirildiğinde enflasyondan arındırılmış tüketimin yıllıklandırılmış büyüme hızı yaklaşık %3,3’e ulaşıyor. Son bir yıllık büyüme ise %2,1 civarında.
Tüketici bir ay frene dokunmuş olsa da yoldan çekilmiş değil. Harcamaların devam ettiği ve işsizliğin düşük kaldığı bir ekonominin acil faiz indirimine ihtiyacı bulunmuyor.
Faizsiz ihtiyaç kredisi / taksitli nakit avans fırsatları
3 Ay vadeli ₺50.000'ye varan kredi
3 Ay vadeli ₺50.000'ye varan taksitli avans hesap
Peki Fed Neden Hemen Artırmıyor?
Çünkü enflasyonun hızında bir miktar yavaşlama yaşandı.
Çekirdek PCE’nin yıllıklandırılmış üç aylık hızı şubat–nisan döneminde yaklaşık %3,9’du. Mayıs–temmuz döneminde bu oran %3,1’e geriledi. Enflasyon hâlâ Fed’in hedefinden belirgin biçimde yüksek fakat trendin yönü şimdilik aşağı.
Fed’in beklemek için elindeki en güçlü gerekçe bu. Ekonomi büyümeye devam ederken enflasyon yavaşlıyorsa, mevcut politikaya biraz daha zaman vermek düşünülebilir.
Ağustos ayında şirketlerden gelen mesajlar ise bu rahat tabloya tam olarak uymuyor. Hizmet sektöründe siparişler ve ticari faaliyet güçlendi. Fiyat baskısını gösteren endeks son altı ayın beşinde 70’in üzerinde kaldı. Bakırdan enerjiye, çiplerden yazılım lisanslarına kadar birçok alanda maliyet şikâyetleri devam ediyor.
Siparişleri güçlü olan şirketler bu maliyetleri müşterilerine daha kolay yansıtabilir. Bunun izlerini enflasyon verilerinde görmeye başlarsak Fed’in bekleme alanı hızla daralacak.
Fed Beklerse Piyasa da Bekler mi?
Burada siyasi taraf devreye giriyor. Trump’ın atadığı bir Fed başkanının ara seçim öncesinde faiz artıramayacağını düşünenler var. Aynı senaryo 2018’de de yaşandı.
Jerome Powell’ı Trump atadı ve faiz artırımlarından memnun olmadığını açıkça söyledi. Buna rağmen Fed, 2018 ara seçimlerinden yalnızca altı hafta önce faizi 25 baz puan artırdı. Üstelik karar oybirliğiyle alındı. Daha öncesinde 2018 ve 2026 arasındaki makro benzerliği anlattığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Bugünkü siyasi baskı daha güçlü olabilir. Yine de Fed ekonominin gerektirdiği artırımı yalnız siyasi kaygıyla yapmazsa sorun ortadan kalkmayacak. Cevabı uzun vadeli tahvil piyasası verebilir.
Fed kısa vadeli faizi belirliyor. Parasını on veya otuz yıllığına devlete verecek yatırımcıyı ise aynı şekilde yönlendiremiyor. Piyasa, Fed’in enflasyonu kontrol etmek yerine siyasi takvime uyduğunu düşünürse daha yüksek getiri talep eder. On yıllık ve otuz yıllık tahvil faizleri yükselir.
Zaman zaman bu yatırımcılara “bond vigilantes” denmesinin nedeni de bu. Mali ve parasal disiplini piyasaya zorla hatırlatırlar. Fed’in yapmadığı sıkılaştırma; mortgage, şirket tahvilleri ve sermaye maliyeti üzerinden geri döner.
Böylece Trump düşük politika faizi isterken ekonominin geri kalanında daha yüksek faizle karşılaşabilir. Fed’in beklemesi piyasayı rahatlatmak yerine finansal koşulları daha fazla sıkılaştırabilir.
11 Eylül TÜFE’si Neyi Değiştirecek?
11 Eylül TÜFE’si, beklemenin hâlâ makul olup olmadığını gösterecek. Enerji nedeniyle manşet enflasyonun aylık bazda hızlanması şaşırtıcı olmaz. Asıl mesele, artışın barınma, hizmetler ve enerji dışı mallara yayılıp yayılmadığı.
Çekirdek fiyatlar sakin kalırsa Fed ara seçim sonuçlarına kadar bekleyebilir. Baskı genişlerse sabit faiz, sabırdan çok gecikmeye benzemeye başlayacak.
Benim ana beklentim, Fed’in faizi sabit tutması ve artırım kapısını açık bırakması. Ekonomi bugün “hemen artır” diye bağırmıyor. Fakat bu kapının kapatılmasına da izin vermiyor.
Trump ara seçimlerde güç kaybederse siyasi baskının etkisi azalabilir. Aralık toplantısına geldiğimizde hem iki aylık yeni veriye sahip hem de daha rahat hareket edebilen bir Fed başkanıyla karşılaşabiliriz.
Yatırımcı İçin Asıl Sonuç
Eylül toplantısında artırım gelmemesi kısa süreli bir rahatlama yaratabilir. Kalıcı yükseliş için Fed’in beklemesi kadar tahvil piyasasının bu bekleyişe güvenmesi de gerekiyor.
Uzun vadeli faizler yükselmeye devam ederse nakit üretemeyen, sürekli finansmana ihtiyaç duyan ve bütün değerini gelecekteki kârlardan alan şirketlerin ve yatırımların işi zorlaşacak. Güçlü bilançosu, düzenli nakit akışı ve fiyatlama gücü olan şirketler aynı ortamı daha rahat taşıyacak.
Bu nedenle portföyü Fed’in bütün piyasayı yeniden kurtaracağı beklentisiyle kurmazdım. Fed’in yardımına ihtiyaç duymadan büyüyebilen şirketleri arardım.
Çünkü Fed faiz artırımını erteleyebilir. Piyasa ise ekonominin gerektirdiği faizi ertelemek zorunda değil. 16 Eylül’den sonra kazananları da bu fark belirleyecek.
Kerem Pirim
Finansal piyasalar, makroekonomi ve kripto piyasası üzerine içerik üreten bir analist ve yazardır.
