Paranın Modern Zamanlarla İmtihanı
Piyasalar ve finansal varlık fiyatlarında kayda değer ve anlık etkiler uyandıran 45. Jackson Hole toplantısında, dikkatlerin tamamının, bir kere daha FED Başkanı konuşmasına yöneldiği görülüyor. Oysa, geçmişi 1978’lere uzanan ve Kansas City FED ev sahipliğinde, 1982 yılından bu yana Wyoming’de şimdiki yerinde düzenlenen üst düzey finansal zirvelerin; “zamanın ve piyasa güncellerinin ruhuna uygun” özel bir parasal gündem etrafında yapılandırıldığı biliniyor.
Paranın Modern Zamanlarla İmtihanı
Piyasalar ve finansal varlık fiyatlarında kayda değer ve anlık etkiler uyandıran 45. Jackson Hole toplantısında, dikkatlerin tamamının, bir kere daha FED Başkanı konuşmasına yöneldiği görülüyor. Oysa, geçmişi 1978’lere uzanan ve Kansas City FED ev sahipliğinde, 1982 yılından bu yana Wyoming’de şimdiki yerinde düzenlenen üst düzey finansal zirvelerin; “zamanın ve piyasa güncellerinin ruhuna uygun” özel bir parasal gündem etrafında yapılandırıldığı biliniyor.
Jackson Hole ve benzeri finansal zirvelerde her dönem için seçilen ve üzerinde derinlikli tartışma ve görüş alışverişi/beyin fırtınaları gerçekleştirilen başlıklar üzerinden Yüksek Finans (High Finance) çevreleri, Yerleşik Eko-Finansal Mimari’nin, adeta geleceğini tasarlamaya çalışıyor. Başta düzenleyici kurum olmak üzere, katılımcıların önemli bir bölümü görevde ve önceki merkez bankası yöneticileri olduğu için, bu toplantıların; “Paranın - Bankacıların Davos’u” olarak da anıldığı biliniyor.
27-29 Ağustos tarihlerinde düzenlenen toplantının ana başlığı; “ Finansal Yenilikçilik / Dijital Teknolojiler / Yeni Ödeme ( Finansman) Sistemleri / Para Politikalarında Güncelleme” eksen ve temaları üzerinden şekillendiriliyor. Bir yönüyle; “ Para Kavramının Yeniden Sorgulanması” gibi çetin bir sorgulama sürecine işaret ediyor.
“Büyüme; aşağıya, Enflasyon; yukarıya!” küresel trendinin baskıcı varlığı altında ilerleyen ekonomik yapı ve anapara ile faiz kulvarlarında birlikte artan ülke borçlanma riskleri tablosu karşısında, “ DEBASEMENT – Değer Kaybı “ perspektifinin ön plana çıktığı görülüyor. İlaveten, ABD’nin “Rezerv Para” olan Dolar bazında borcunun 40 trilyon Doları ve yıllık faiz ödemesinin 1 trilyon Doları aştığına ilişkin son dakika haberleri piyasalarda büyük yankı uyandırıyor.
İşte tam da bu konjonktürde, borç/faiz yükünün altında ve enflasyonist kolaycılığın artan çekiciliği andacında kalan ülke-Merkez Banka kaynaklı “para”lardan kaçış ve onların kontrolü dışında kalan (ya da öyle sanılan) altın; gümüş ve kripto benzeri finansal varlıklara talep artışı yaşanıyor.
1971 Nixon düzenlemesinden sonra, “altın karşılığı” teminat ve kaldıracı ciddi şekilde erozyona uğrayan ABD Doları (Rezerv Para) başta olmak üzere tüm FİAT PARA’lar aynı güncel risk ile karşılaşıyor. Bilindiği üzere, bugün dolaşımda olan; küresel parasal sistemi oluşturan tüm paralar, Fiat (İtibari Para) klasmanına dahil ediliyor.
Yerleşik Eko-Finans sisteminde (Fiat) Para; hükümet kararına dayalı olarak, merkez bankaları eliyle çıkartılan ve altın, gümüş ve benzeri karşılığı bulunmayan, itibar ve güvene dayanan bir finansal varlık kimliğini taşıyor. Gelişmiş ödeme sistemleri ve ileri dijital teknolojiler ile sadece kağıt (reel) olarak değil ve fakat, sanal / dijital olarak emisyona çıkarıldığında da bu temel karakteristikler farklılık kazanmıyor.
İtibari Para ile ilgili karar ve uygulamalar, prensip olarak, ülkelerin “merkez bankaları” eliyle yürütülüyor ve Parasal Politikalar başlığı altında yapılandırılıyor. Para’yı matbaada basan ve/veya sanal alemde yaratan emisyon kaynağı ise ancak ve daima merkez bankaları oluyor. İşte tam bu noktada, para ile ilgili (Parasal Politikalar) işlerde; bilinen “Merkez Bankalarının Bağımsızlığı” yaklaşımı devreye giriyor. İtibari Para’nın, esasen bir temel-baz karşılığa dayan(a)mayan “değer ve itibarını gözetmek ve fiyat istikrarını sağlamak / enflasyon olgusunu yönetmek merkez bankacılığı rolünü üstlenen kurumlara düşüyor. Üstelik, bu işin; seçmenlerin (vatandaşların) oy ve tercih bağlantılarından adeta ayrı tutularak / sterilize edilerek başarılması gerekiyor.
Seçmenin cebinin para görmesini ve bol para-canlı ekonomi-yüksek büyüme tercihinin öne çıkarılmasını talep eden siyaset erbabına karşı “teknik ve bağımsız duruş” sergileyecek merkez bankalarına ihtiyaç duyuluyor. Temel dinamikleri itibarıyla birbirine zıt çalışan Enflasyon ve Büyüme dinamiklerinin optimal bir noktada dengelenmesi sorunu Merkez Bankacılığı ve onların Parasal Politikalardaki etkinlik ve yetkinliğine kalıyor. Bu bakımdan, merkez bankalarının siyaset erki tarafından elinin kolunun bağlanmaması; serbest bırakılması ihtiyacı ortada duruyor.
Gerçekçi bir yaklaşımla, merkez bankalarının bağımsızlığı meselesini; “Araç Bağımsızlığı” olarak benimsemek gerekiyor. İdeal bir Eko-Politik yapıda, vatandaşın desteği ile iktidarda bulunan siyasi gücün hedef ve vaatlerinin tamamen göz ardı edilmesi (Mutlak Amaç Bağımsızlığı) mümkün görülmüyor. Daha ziyade, rafine edilmiş ve stratejik/teknik/operatif formatlanmaya tabi tutulmuş bir Ekonomik Amaçlar bütününe hangi Parasal Politika Araçları ile ulaşılacağı konusunda geçerli olacak Araç Bağımsızlığı anlayışını ön plana çıkarmak gerekiyor.
Hedeflenen amaçlara ulaşma yolunda merkez bankalarının kullandığı teknik araçlar arasında Gösterge Faizi ve ilgili Faiz düzenlemeleri hemen daima ilk plana taşınıyor. Diğer tüm destek ve düzenleyici uygulamalar (Makroekonomik İhtiyati Tedbirler, vd.) geçerli olmak kaydıyla, piyasaların hemen daima FED ve diğer merkez bankalarının “faiz kararları” başlığı üzerinden takipte kaldığı izleniyor.
Piyasalar, genel-geçer bir ifade ile, merkez bankalarının üç opsiyonlu (artış / pas geçme / azalış) gösterge faiz tabelası üzerinde dikkatlerini yoğunlaştırıyor. Buna karşın, başta merkez bankacılığı fonksiyonunu üstlenenler tarafından biliniyor ki; Parasal Politikalar araç setinin “yıldız elemanı” gösterge faiz tek başına sonuç alma kabiliyetine sahip bulunmuyor. Ancak, diğer araç seti elemanları yanında Mali ve Yapısal Politikalar paketleri ile koordineli birliktelik üzerinden sonuç almak mümkün olabiliyor.
Modern merkez bankacılığının; “sihirli çözüm sahibi” ya da, “ekonomi kurtaran aslan” benzeri tarif ve beklentilerin uzağında ve gerçekçi değerlendirmeler temelinde ilerlediğini görmek gerekiyor.
(Fiat) Para ve ilgili politikaları karşısında yükselen “Debasement” sendromunun kalıcı- yerleşik duruma gelmesini engellemek, günümüz merkez bankacılığının ve paranın geleceği bakımından kritik önem taşıyor. Sağlam ve insiyatif sahibi merkez bankacılığı olmadan, para nosyonu arkasında beklenen itibar ve güven dayanağı (istinat duvarı) inşa edilemiyor.
Merkez bankalarının en büyük varlığının; Rezerv ve Darphane (reel/matbaa ve sanal/dijital kapsamda) değil ve fakat, “Güvenilirlik” temelinde değerlendirilmesi gerekiyor. An ve zamanın değişen dinamikleri de, bu temel gerçeği değiştirmiyor. Kripto varlıklar; dijital para; elektronik ödeme ve benzeri birçok güncel gelişmeler çerçevesinde de temel tespit varlığını koruyor. İleri finansal teknolojilerin (FinTek) açtığı yol ve getirdiği yeni imkanlar kullanılır iken bu en yalın prensibi her daim öncelemek şartı ortada duruyor.
Günümüz merkez bankaları; siyasi otorite yanında ve onun idaresinde bulunan Hazine ve Maliye kurumları ile ilişki ve etkileşimlerini yeniden mercek altına almak durumunda kalıyor. Son dönemde gündeme gelen “FED ile ABD Hazinesi politikalarının çelişkili duruma düşmesi” gibi durumların bir istisna oluşturmadığı görülüyor. Geride kalan 45. Jackson Hole Zirvesi’nde “kapalı kapılar ardında” tartışılan en hassas başlıklardan birisine belki de bu şekilde işaret edilmiş oluyor.
Geçmişi onbin yılı aşkın “Para” ve dört yüz yıllık geleneği temsil eden “Paranın Efendisi” merkez bankalarının modern zamanlarla imtihanı devam ediyor.
Faizsiz ihtiyaç kredisi / taksitli nakit avans fırsatları
HESAP koduyla ₺2.000'ye varan chip-para
3 Ay vadeli ₺75.000’ye varan taksitli artı para
3 Ay vadeli ₺25.000’ye varan taksitli avans
Prof. Dr. Murat Ferman
Prof. Dr. Murat Ferman, akademik derecelerini İstanbul Üniversitesi ve Virginia Tech. University ’den almıştır.“Bilimin kamuya yayılması” ilkesine öncelik veren bir akademisyen olarak, güncel makale ve radyo-televizyon yayınlarını yıllardır sürdürmektedir.
