Sene Bitiyor; Sistem Sürüyor…
Finans dünyasının bilinen bir dönemine geçiş yapıyor; yıllık hesapların kapatıldığı ve “Piyasalarda Noel Tatili/Arası” olarak bilinen sakin akışa sadece sayılı günler kalan zamanları yaşıyoruz. Gerçekten, senenin son ayı olan Aralık ile birlikte, finansal piyasaların, küresel planda tatil rehavetine ve yıllık bilanço çıkarma gayretine geçtiği biliniyor.
Sene Bitiyor; Sistem Sürüyor...
Finans dünyasının bilinen bir dönemine geçiş yapıyor; yıllık hesapların kapatıldığı ve “Piyasalarda Noel Tatili/Arası” olarak bilinen sakin akışa sadece sayılı günler kalan zamanları yaşıyoruz. Gerçekten, senenin son ayı olan Aralık ile birlikte, finansal piyasaların, küresel planda tatil rehavetine ve yıllık bilanço çıkarma gayretine geçtiği biliniyor.
Finans uzmanlarının ve piyasa aktör ile katılımcılarının peşini 2026 yılının ilk işlem gününden beri bırakmayan Belirsizlik iklimi etkisinde senenin tamamlanması ve “hesap-kitabın kesilmesi” şimdiden öngörülüyor. Bu sıkıntılı konjonktürde, adeta gelenekselleşmiş “Noel Baba Rallisi” ve benzeri piyasa hareketlerinin gerçekleşmesine dair kuvvetli beklentiler dahi tartışmalı zemine çekiliyor.
Jeo-Politik gerginlikler andacında şekillenen Eko-Finans dinamiklerini ve piyasa gelişmelerini, “kontrol dışı/harici faktörlere bağlamanın (dayanılmaz) hafifliği” ile finans dünyasının aktörlerinin izah etmeye; adeta mazeretler üretmeye çalıştıkları izleniyor. Finansal varlıklar ve piyasalarda görülen “rutin-dışı” hareket ve gelişmelerin, “Yeni Normal” gibi kavramlarla daha çok hazmedilir/kabullenilir hale getirilmesi yönündeki yoğun çabalar dikkat çekiyor.
Özellikle, finansal varlıklar arasında var olduğu düşünülen ve hatta modellenen ilişki temelli yapılar (faiz yukarıya-altın aşağıya, vb.) ve üzerinde mutabakat bulunduğu varsayılan “Güçlü Liman” benzeri yerleşik kavramlar, yeniden değerlendirme kapsamına alınıyor. Öyle ki; finansal varlık hareketleri ile ilgili “senelerin tecrübesine dayanan başparmak kuralları” kadar; teoride yer alan korelasyon örgüleri bile artık kesin beklenti olma vasfını kaybetme durumuna geliyor. Aynı anda ve defalarca sergilediği alışılmış/piyasanın ezberi olmuş grafiğinin/seyrinin dışında hareket eden finansal varlık tablo ve performansları daha sıklıkla ortaya çıkıyor.
Gelinen noktada; tıpkı elinde onlarca yıllık doğal olaylar istatistikleri olan sigorta ve reasürans şirketlerinin, yaşanan “ küresel iklim değişikliği” ile ellerindeki veri/risk analiz avantajının zayıflaması durumuna benzer bir tablo karşımıza çıkıyor. Hal ve gidişat böyle olunca; başta IMF (Uluslararası Para Fonu) ve IBRD (Dünya Bankası) güncel raporlarının başlık ibarelerinde görüldüğü üzere, “Dayanıklılık”; “Belirsizlik”; “Çalkantı” gibi kelimelerle daha fazla karşılaşılıyor.
Eko-Finans dinamiklerinin şekillendiği; piyasaların bünyesinde yapılandırıldığı Yerleşik Finans Düzeni, seksen yılını geride bırakan bir “yorgun” yapıyı temsil ediyor. Son büyük savaşın kazanan tarafı ABD kuruculuk ve önderliğinde şekillenen sistem, Rezerv Para (ABD Doları); Uluslararası Ödemeler Sistemi (SWIFT); Yerleşik Uluslararası Kurumlar (IMF, Dünya Bankası, vb.) üzerinden varlığını sürdürüyor.
Sistemin Kurucu ve Esas Yürütücü kimlik ve kapasitesi ile “dümeni elden bırakmayan” Amerika Birleşik Devletleri, kurum ve işleyişlerin rutin işleyişlerine müdahale etmekten de geri durmuyor. WTO (Dünya Ticaret Örgütü) prosedür ve esaslarının işleyişlerine engel çıkararak Ticaret Savaşları perdesinin açılması veya UN (Birleşmiş Milletler) İklim Anlaşması dışına çıkılması gibi pek çok gelişme hemen akıllara geliyor. Ben-merkezci yaklaşımın keskin bir örneği olarak Amerika’nın; “değişikliğe gerek var ise, onu da biz gerçekleştiririz!” yaklaşımı her daim gündemde kalıyor.
Yerleşik mimaride ön almaya ve pozisyonlarını güçlendirmeye çalışan aktörler, başta Çin gelmek üzere, oyunu kurallarına göre oynayarak mesafe almaya uğraşıyor. Bu çerçevede; Rezerv Para için alternatif oluşturma; Altın Rezervi temelinde birikim sağlama; Alternatif Kurumsal Yapılar (BRICS) kurma gibi kulvarlar başta gelmek üzere yoğunlaşan çabalar ön plana çıkıyor.
Ancak, mevcut pozisyonu korumak ve hakimiyet mücadelesini sürdürmek için ABD pazarının eşi benzeri bulunmayan tüketim potansiyeline an itibarıyla “muhtaç” olan Çin’in, Amerikan pazarına erişimi kaybetmemek; ölçek ekonomisi ile ulaştığı üretim kapasitesini eritmek; plase etmek adına daha temkinli ve yumuşak duruş benimsediği izleniyor. Zira, kırk yıllık üretim atılım ve birikim dönemi sonunda ulaştığı dev kapasite ile ticaret hacminin kendi iç piyasası tarafından “tüketilemeyeceğini”; başta ABD olmak üzere dünya piyasalarına ihtiyaç bulunduğu gerçeğinin gene en çok Çin farkına varıyor. İkili Ticaret pazarlıklarında olduğu gibi İran’a destek sağlama noktasında da “sertlikten uzak” bir Çin duruşunun ortaya çıkmasının ardında ne yattığını dikkatle okumak gerekiyor.
Senenin piyasa varlık değer ve hareketlerinde hangi tablo/manşet/ endeksler üzerinden sonlanacağını şimdiden kestirmek mümkün görülmüyor. Bununla birlikte, ana yönelim ve tespit kulvarlarında bir kestirimi paylaşmak gerekiyor:
“Dolar’ın Çöküşü” gibi ifadeleri sarf etme bakımından elde ciddi destek bulunmuyor; geçen sene Ticaret Savaşları ekseninde düşen Dolar Endeksi yeniden toparlanarak, yıl başından bu yana Avro karşısında %5; Pound karşısında %1 net değer kazanımı sağlıyor. Dünya ticaretinin ana enstrümanı olma kimliğine destek ve güç sağlıyor.
ABD, artık dünyanın bir numaralı enerji tedarikçisi durumuna geldiği için Petro-Dolar kurgusunu artık daha “milli dokunuşlar” ile sürdürme şansını yakalıyor. Yapay Zeka (YZ) dalgasının en üst noktadaki yaratıcısı ve yürütücüsü kimliği ile ABD Güçlü Dolar kaldıracını elden bırakmıyor. Amerikan devlet kağıtları, başta on yıllık olmak üzere, dünyanın “faiz ve borçlanma süreçlerinde esas aldığı temel/belirleyici kriter” olma vasfını koruyarak 2026 yılını kapatıyor.
Sene sona erer iken, yerleşik sistem kalmaya devam ediyor…
Prof. Dr. Murat Ferman
Prof. Dr. Murat Ferman, akademik derecelerini İstanbul Üniversitesi ve Virginia Tech. University ’den almıştır.“Bilimin kamuya yayılması” ilkesine öncelik veren bir akademisyen olarak, güncel makale ve radyo-televizyon yayınlarını yıllardır sürdürmektedir.
