İşgücü Piyasasında Düşük Devir Rejimi: Kimse İşe Almıyor, Kimse İşten Çıkarmıyor

Son dönemde işgücü piyasası verilerine baktığımda bir şeylerin eskisi gibi okunamayacağı giderek daha fazla anlaşılır oluyor. İşsizlik oranları birçok ülkede hâlâ düşük, istihdam oranları tarihsel olarak güçlü seviyelerde, büyük bir işten çıkarma dalgası da yok. Fakat aynı anda iş arayan insanların anlattığı dünya bunun tam tersi… İlan sayıları azalıyor, işe alım süreçleri uzuyor, şirketler açık pozisyonları kapatıyor, iş değiştirmek zorlaşıyor.


Kerem Pirim Yayınlama: 17.08.2026 | Güncelleme: 17.08.20266 Dakika Okuma

İşgücü Piyasasında Düşük Devir Rejimi: Kimse İşe Almıyor, Kimse İşten Çıkarmıyor logosu

İşgücü Piyasasında Düşük Devir Rejimi: Kimse İşe Almıyor, Kimse İşten Çıkarmıyor

Son dönemde işgücü piyasası verilerine baktığımda bir şeylerin eskisi gibi okunamayacağı giderek daha fazla anlaşılır oluyor. İşsizlik oranları birçok ülkede hâlâ düşük, istihdam oranları tarihsel olarak güçlü seviyelerde, büyük bir işten çıkarma dalgası da yok. Fakat aynı anda iş arayan insanların anlattığı dünya bunun tam tersi… İlan sayıları azalıyor, işe alım süreçleri uzuyor, şirketler açık pozisyonları kapatıyor, iş değiştirmek zorlaşıyor.


Bir tarafta “işgücü piyasası sağlam” diyen veriler var, diğer tarafta iş bulmanın giderek zorlaştığını söyleyen insanlar.


İkisi aynı anda doğru olabilir mi?


Belki de burada işgücü piyasasını sadece güçlü veya zayıf diye tarif etmek yerine başka bir kavrama ihtiyacımız var.


Ben buna düşük devir rejimi diyorum.


İşe alımlar azalıyor, işten çıkarmalar düşük kalıyor, insanlar daha az iş değiştiriyor ve açık pozisyon sayısı geriliyor. Yani sistemin içindeki çalışan sayısından önce, insanların sisteme giriş-çıkış hızı yavaşlıyor.


İşgücü piyasası çökmüyor ama giderek daha az hareket ediyor.

ABD’de İş Yaratımı Zayıf Ama İşsizlik Neden Yükselmiyor?

ABD bu garipliğin en temiz örneklerinden biri. Son aylarda istihdam artışı tarihsel olarak resesyon dönemlerinde gördüğümüz seviyelere kadar zayıfladı. Bazı ölçümlerde çalışan sayısı altı aylık ortalamada geriliyor. Normalde böyle bir tablo gördüğünüzde birkaç ay sonra işten çıkarmaların, işsizlik maaşı başvurularının ve işsizlik oranının belirgin biçimde yükselmesini beklersiniz.


Fakat olmuyor.


Şirketler pek işe almıyor ama mevcut çalışanlarını da çıkarmıyor.


Burada nüfus yapısı devreye giriyor. Ekonomiye her ay 200 bin yeni çalışan giriyorsa işsizliği sabit tutabilmek için aşağı yukarı aynı miktarda yeni iş yaratmanız gerekir. Fakat nüfus yaşlanıyor, göç azalıyor ve işgücüne katılan yeni insan sayısı giderek düşüyorsa eski hesabı kullanamazsınız.


İşgücü büyümüyorsa, istihdamın da eskisi kadar büyümesine gerek kalmıyor.


Bu yüzden birkaç yıl önce “çok kötü” diye okuyacağımız +30 bin veya +50 bin kişilik bir istihdam artışı bugün aynı şeyi anlatmayabilir. Fakat buradan işgücü piyasasının güçlü olduğu sonucunu çıkarmak da başka bir hata olur. İşsizlik yükselmiyor olabilir ama insanların bir işten diğerine geçebildiği piyasa giderek daralıyor.


Yani düşük işsizlik oranı aynı anda düşük hareketlilikle birlikte var olabiliyor.

Düşük devir rejiminin ilk garipliği biraz burada ortaya çıkıyor zaten.

Faizsiz ihtiyaç kredisi / taksitli nakit avans fırsatları

Yeni Müşterilere Özel
Faiz oranı
Vade
Toplam tutar₺75.000

6 Ay vadeli 50.000 TL kredi

3 Ay vadeli 25.000 TL'ye varan taksitli nakit avans 

Detay
Tüm faizsiz fırsatlar

Kimse İşe Almıyor, Kimse İşten Çıkarmıyor

İngiltere’de açık iş sayısı geriliyor, işe alımlar zayıflıyor ama büyük bir işten çıkarma dalgası henüz yok. Almanya yıllardır doğru düzgün büyümüyor, buna rağmen işsizlik hâlâ oldukça düşük. Fransa’da şirketler ekonomik yavaşlamaya çalışanlarını hemen kapının önüne koyarak değil, yeni işe alımları azaltarak cevap veriyor. Kanada’da da işsiz birinin yeni bir işe geçme ihtimali pandemi öncesine göre belirgin biçimde düşmüş durumda.


Aynı sonuca farklı yollardan geliniyor aslında.


ABD’de işgücü arzı yavaşlıyor. Avrupa’da buna şirketlerin çalışanı elde tutma eğilimi ekleniyor. Japonya’da ise yaşlanma başka bir aşamaya geçmiş durumda; orada mesele kimsenin işe almaması değil, işe alacak insan bulunamaması.


Yani “kimse işe almıyor, kimse işten çıkarmıyor” bütün dünya için birebir aynı mekanizmayı anlatmıyor. Fakat gelişmiş ekonomilerin önemli bir bölümünde ortak sonuç çok benzer: işi olan için fena olmayan, iş arayan için oldukça kötü bir piyasa.


Düşük devir rejimi tam olarak bunu anlatıyor aslında.


İşini koruyan çalışan sistemin içinde kalıyor. İş arayan kişi sisteme girmekte zorlanıyor. İş değiştirmek isteyen ise karşısında eskisine göre çok daha az seçenek buluyor.


Belki de bu yüzden açıklanan ekonomiyle insanların yaşadığı ekonomi birbirinden bu kadar farklı görünüyor.

Türkiye’de İşsizlik Düşük Ama Atıl İşgücü Çok Yüksek

Türkiye tarafı biraz daha garip.


Haziran itibarıyla dar tanımlı işsizlik %7,6. Tek başına baktığınızda güçlü sayılabilecek bir rakam. Fakat aynı tabloda geniş tanımlı atıl işgücü oranı %28,8.


Aradaki fark küçümsenecek gibi değil.


Çalışmak isteyen fakat aktif olarak iş aramayanları, istediğinden daha az çalışanları ve işgücü piyasasının kenarında kalanları hesaba kattığınızda bambaşka bir görüntü çıkıyor. Yani resmi işsizlik düşerken insanların işgücü piyasasında gerçekten ne kadar etkin biçimde yer alabildiği aynı ölçüde iyileşmiyor.


Türkiye’de bu nedenle yalnızca “kimse işe almıyor” hikâyesi yok. İşgücünün önemli bir bölümü zaten resmi işsizlik oranının dışında, eksik istihdam veya potansiyel işgücü olarak sistemin kenarında duruyor.


Burada düşük devir rejimi biraz daha farklı çalışıyor. Gelişmiş ülkelerde mevcut çalışanı koruyup yeni çalışan almayan yapı öne çıkarken, Türkiye’de buna işgücünün önemli bir kısmının zaten piyasanın çevresinde beklemesi de ekleniyor.

Yapay Zekâ Önce İşten Çıkarmalarda Değil, İşe Alımlarda Görünüyor Olabilir

Bir de yapay zekâ tarafı var ki bana göre bu hikâyenin önümüzdeki yıllarda en fazla tartışacağımız kısmı burada olabilir.


Yapay zekânın milyonlarca insanı işsiz bırakacağı yıllardır söyleniyor. Sonra insanlar işten çıkarma verilerine bakıp “peki nerede bu işsizlik?” diye soruyor.

Belki yanlış yere bakıyoruz.


Bir şirket iki yıl sonra aynı işi 100 kişi yerine 80 kişiyle yapabileceğine inanıyorsa bugün gidip 20 kişiyi kovmak zorunda değil. Beş kişi ayrılır, yerine kimseyi almaz. Birkaç pozisyon daha doğal şekilde boşalır, onları da kapatır. İki yıl sonra büyük bir işten çıkarma açıklaması yapmadan şirket zaten küçülmüş olur.


Yapay zekâ şoku önce işten çıkarma tarafında değil, işe alım tarafında ortaya çıkıyor olabilir.

Üzerine yüksek faizleri, düşük büyümeyi ve ekonomik belirsizliği eklediğinizde yeni çalışan almak şirket açısından giderek daha yüksek bir eşik haline geliyor. Mevcut çalışanı tutmak kolay, yeni bir maliyet yaratmak zor.


Belki de düşük devir rejiminin bir kısmı tam bu geçiş döneminin ürünü.


Covid sonrasında şirketler yıllarca çalışan bulamamaktan şikâyet etti. Şimdi ise yapay zekânın verimlilik üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olacağını kestirmeye çalışıyorlar. Eski çalışan ihtiyacının devam edip etmeyeceğinden emin olmayan bir şirketin ilk refleksi insan çıkarmak değil, yeni insan almayı ertelemek olabilir.

Düşük Devir Rejimi Ne Zaman Bozulur?

Sanırım bundan sonra işgücü piyasasında bakmamız gereken ayrım da burada olacak.


Bugün birçok ekonomi düşük işe alım ve düşük işten çıkarma rejiminde.


İnsanlar daha az işe giriyor, daha az iş değiştiriyor ama aynı zamanda işini kaybedenlerin sayısı da henüz ciddi biçimde artmıyor.


Gerçek bozulma bunun ikinci kısmı değiştiğinde başlayacak.


Şirketler işe almamaya devam ederken mevcut çalışanlarını da çıkarmaya başlarsa, işsizlik maaşı başvuruları, işten çıkarmalar ve işsizlik oranı birlikte yukarı gider.


O zaman artık düşük devir rejiminden başka bir şeye geçmiş oluruz.


İşgücü piyasasının yalnızca donduğunu değil, gerçekten kırıldığını söyleyebiliriz.

Şimdilik ise daha garip bir yerdeyiz…


İşinizi kaybetmeniz hâlâ zor olabilir. Ama kaybederseniz yenisini bulmak giderek daha zor hale geliyor.

Kerem Pirim

Kerem Pirim

Finansal piyasalar, makroekonomi ve kripto piyasası üzerine içerik üreten bir analist ve yazardır.