Savaşın Kurgusunu Çözebilmek
Başlangıcından bu yana elli günü geride bırakan Körfez Savaşı’nın nasıl bir seyir izleyeceği konusu zihinleri kurcalamaya devam ediyor. Eko-Politik bakış açısı ve piyasa-finansal varlıklar öncelikli bir yaklaşım söz konusu olduğunda, elbette daha teknik ve analiz temelli yaklaşımlar gündeme geliyor.
Savaşın Kurgusunu Çözebilmek
Başlangıcından bu yana elli günü geride bırakan Körfez Savaşı’nın nasıl bir seyir izleyeceği konusu zihinleri kurcalamaya devam ediyor. Eko-Politik bakış açısı ve piyasa-finansal varlıklar öncelikli bir yaklaşım söz konusu olduğunda, elbette daha teknik ve analiz temelli yaklaşımlar gündeme geliyor.
Genel kapsamlı tahmin ve hissiyata bağlı temennilerin ötesinde, adeta savaşın formülünü yazmak; resmini ortaya koymak gerekiyor. Söylenmesi; gerçekleştirilmesinden çok daha çetin bir iş ve karmaşık bir tablo ile karşı karşıya olunduğuna dair şüphe bulunmuyor.
İlk aşamada, “savaş” sendromu ile ilgili olarak elde bulunan bilgi ile birikimlere göz atmak doğru bir adım olarak görülüyor. Toplumlar ve finansal piyasalar penceresinden bakıldığında, savaş konjonktürü; “rutin/normal akış dışı” bir iklimi işaret ediyor. Ancak, zaman ve coğrafya temelinde farklılık gösterse de, savaşlar, tarihin ayrılmaz bir parçası, hatta yönlendirici gücünü temsil ediyor. Bir yönden, insanlık tarihini; birbirini takip eden savaş-barış döngüleri üzerinden okumak mümkün oluyor.
Savaşların temel mekaniğini çözmek ve ana şablonunu yapılandırmak gerektiğinde; karşımıza “5S” formülü çıkıyor. Her savaş için geçerli 5S temel döngüsel formülüne göre;
Sebepler - Start Alma (Başlama) - Seyir - Sönümlenme - Sonlanma (Barış) dizgesi izleniyor.
Ancak, çoğu kez, sağlanan barış’ ların, sonraki savaşların bir hazırlayıcı ve tetikçisi rolü oynadığını unutmamak gerekiyor. Bu konudaki en yakın örnek olarak, Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran ve mağlup Almanya’nın kabullenemediği Versay Anlaşması hafızalardaki tazeliğini koruyor. O halde, sıklıkla sözü edilen “kalıcı barış”, utopik bir hayal olmaktan, maalesef kurtulamıyor.
Savaş; zor kullanarak ve tahrip etme/zarar verme kabiliyeti göstererek hedeflere ulaşılması aracı olarak tanımlandığında, onu ortaya çıkaran Sebepler ve takiben, Start Alma neden ve zamanlaması kritik önem kazanıyor. Hemen daima, “görünen/tetikleyici sebepler” faktöründen ziyade, arka plandaki birikim ve savaş yoluyla elde edilmek istenen hedeflere yoğunlaşmak gerekiyor. Güncel Körfez Savaşı bakımından birincil faktörün; ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden Çin’e karşı konumlanmak ve “dünyanın (yeni) bir numaralı petrol tedarikçisi kimliği ile petrol lojistiği alanını yeniden dizayn etmek” olduğu ifade ediliyor. Hürmüz’ün “kırılganlığı” üzerinden, ABD patronajında yeni yapılanmalara (4 Deniz Projesi benzeri) böylece zemin hazırlandığı ve Petro-Dolar işleyişinin tahkim edildiği değerlendiriliyor.
Arka plan okumaları çerçevesinde, tarafların halen geçerli Sönümlenme statükosunu muhafaza eğilimini paylaştıkları yönünde deliller güçleniyor. An itibarıyla gerçekleştirilen erken hasar değerlendirmelerinin ortaya koyduğu tablonun, daha çok dikkate alınmaya başlandığı anlaşılıyor.
Elli günlük süreçte, İran’ın, bir senelik Gayri Safi Yurtiçi Hasılası kadar zarara uğradığı, Körfez ülkelerinin savaşın devam ettiği her gün için bir milyar Dolardan fazla ihracat kaybı yaşadığı, küresel tedarik piyasalarından eksilen petrol miktarının beş yüz milyon varile ulaştığı ifade ediliyor. Gene, gübre fiyatlarında %45, nakliye fiyatlarında ortalama %20 düzeyinde artış yaşandığı kayıtlara geçiyor. Enerji piyasalarında savaş öncesi döneme dönüş süresinin iki yıldan az sürmeyeceği öngörülüyor.
Piyasalar bakımından yaşanan dalgalanmaların geniş bant aralığında ortaya çıkması da kaygı uyandırıyor; petrol varil fiyatlarında 50 Dolar, altın için 1300 Dolar, gümüş için 36 Dolar bant aralığında dalgalanmaların istikrar ve beklentileri bozduğu görülüyor. Savaşın dalgalı; inişli çıkışlı seyrinde, eskiden genellikle “Pazartesi Sendromu” olarak yaşanan endişeli bekleyiş hali adeta haftanın her günü için geçerli hale geliyor. Bu satırları kaleme aldığımız anlarda, Başkan Trump’ın saatler önce karşı tarafa yönelik olarak ilan ettiği; “anlaşmayı 22 Nisan’a kadar kabul mühleti” üzerinden yeni bir “Çarşamba Sendromu” içine girilmiş bulunuluyor. Savaşın seyrini doğrudan etkileyen Trump kaynaklı açıklama ve çıkışlar ile piyasalarda yaşanan bir kısım hareket ve pozisyon alımlarının, “manipülatif / içeriden bilgiye dayalı” karakteristikler sergilemesi, özellikle dikkat çekici bulunuyor.
Körfez Savaşının ve güncel jeo-politik gelişmelerin arka planında, daha önce değindiğimiz, bir ana şablon; ABD’nin güncel bir oyun planı bulunuyor. D.C.G.A.P. olarak adlandırdığımız bu kurguda; D (Dolar), C (Kripto Varlıklar), G (Altın), A (Silah Endüstrisi), P (Petrol) yapı taşlarını oluşturuyor. Bu beşli yapının tüm unsurları, ABD’nin tartışmasız lider olduğu alanları temsil ediyor; Dolar’ın orijinal ve tek sahibi, fiziksel altın ve kripto varlıklarda açık ara birinci, dünyanın en büyük silah ve artık, petrol tedarikçisi olarak karşımıza Amerika çıkıyor. Kurgulanan şablonda, her türlü gelişme ve açılım sonunda, kazançlı çıkan daima “oyun kurucu ve oynatıcı” ABD oluyor. Mesela, Güçlü Dolar politikası, dış borçları iskonto etmek için gevşetildiğinde, artan Altın fiyatlarından da en yüksek ilave kazanım elde ediliyor; kriptoların rekor seviye getirileri ile kayıpları dengeleniyor ve nihayet, Körfez Savaşı üzerinden silah satışları artışa geçiyor, Amerikan petrolünün daha yüksek fiyattan (60’lı seviyelerden hızlı çıkışla üç haneli kademelerden) satılması mümkün hale geliyor. Sonuç itibarıyla çağdaş egemen güç ABD, “kazanan daima oyunu oynatan kumarhane olur!” mantığının canlı örneklerini, bu kez yeni bir savaş kurgusunda dünyaya yaşatmaya devam ediyor.
Ancak, sosyal bilimlerin Oyun Teorisi (Game Theory) kuramına göre, uygun zamanda “masadan kalkma/oyunu sonlandırma” gereği bulunuyor ve savaşın kaderinde bu faktörün nasıl etkili olacağı sorusu halen karşımızda duruyor.
Belirsizlik ikliminin koyu ve perdeleyici atmosferinde, savaşın resmini çizmek; formüllere bağlamaya çalışmak; şairin “mutluluğun resmini çizebilir misin?” sorusuna cevap bulmaktan daha zorlu bir uğraşı gerektiriyor.
Faizsiz ihtiyaç kredisi / taksitli nakit avans fırsatları
3 Ay vadeli 50.000 TL'ye varan kredi
3 Ay vadeli 50.000 TL'ye varan taksitli avans hesap

Murat Ferman
Prof. Dr. Murat Ferman, akademik derecelerini İstanbul Üniversitesi ve Virginia Tech. University ’den almıştır.“Bilimin kamuya yayılması” ilkesine öncelik veren bir akademisyen olarak, güncel makale ve radyo-televizyon yayınlarını yıllardır sürdürmektedir.
Kayıt olarak güncel fırsatlardan her zaman haberdar olabilir, en uygun teklifleri yakalayabilirsin.