Neden Sürekli Yüksek Faize Mecbur Kalıyoruz?
Bugün ekonomi tartışmalarında en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu: “Faizler çok yüksek, bu yüzden ekonomi zorlanıyor.” İlk bakışta bu mantıklı görünüyor.
İçeridekiler
Çünkü ekonomiler yüksek faizle yürüyemeyecek hale geldi
Bugün ekonomi tartışmalarında en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu: “Faizler çok yüksek, bu yüzden ekonomi zorlanıyor.” İlk bakışta bu mantıklı görünüyor. Çünkü uzun yıllar boyunca bize faiz yükselirse kredi daralır, yatırım yavaşlar, ekonomi soğur diye anlatıldı. Ama bugün yaşadığımız tablo artık bu kadar düz işlemiyor. Asıl sorun, ekonominin neden sürekli yüksek faize ihtiyaç duyan, daha doğrusu düşük faiz olmadan dengede kalamayan bir yapıya dönüşmüş olması.
Bugün yüksek faiz bir tercih gibi görünse de çoğu zaman gecikmiş bir zorunluluk. Çünkü sistem uzun süredir gerçek verimlilik artışıyla değil, borcun genişlemesiyle, maliyetlerin ötelenmesiyle ve her sıkıştığında daha ucuz paraya dönülmesiyle ayakta tutuldu. Böylece faiz, yalnızca bir politika aracı olmaktan çıktı; yıllarca biriken dengesizliklerin üstüne konulan geçici bir fren haline geldi.
Düşük faiz dönemi sorunu çözmedi, ileri tarihe taşıdı
Uzun süre düşük faiz bir rahatlama aracı gibi kullanıldı. Borçlanmak kolaylaştı, kamu daha rahat harcadı, şirketler daha rahat finansman buldu, piyasalar daha rahat yükseldi. Ama bu süreçte temel sorunlar çözülmedi. Sadece ertelendi ve üstelik ertelenirken büyüdü.
Özellikle çok düşük faiz dönemlerinde alınan ve uzun vadeye yayılan borçlar bugün yeniden sistemin önüne geliyor. Bu yüzden bugünkü baskının önemli kısmı yalnızca mevcut faiz seviyesinden değil, geçmişte ötelenmiş yüklerin geri dönmesinden kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, bugün yaşadığımız şey yeni bir problemden çok, eski problemlerin vadesinin gelmiş hali.
İşte bu nedenle “faizi indirip rahatlayalım” düşüncesi kulağa hoş gelse de çoğu zaman yanlış bir ezber. Çünkü faiz indirimi, yapıyı sağlıklı hale getirmeden yalnızca aynı döngüyü yeniden başlatma riski taşıyor.
Bugün faiz neden bir zorunluluk gibi duruyor?
Çünkü sistemin aynı anda taşıması gereken yük büyüdü. Bir yanda kamu finansmanı var. Diğer yanda çevrilmesi gereken eski borçlar. Bir tarafta işletmelerin artan nakit ihtiyacı, diğer tarafta ekonominin kendi içindeki finansman açlığı. Yani mesele, her alanın aynı anda para istemesi.
Böyle dönemlerde faiz, en azından geçici olarak, sistemin dağılmasını geciktiren bir çıpa işlevi görüyor. Enflasyon baskısı tam sönmemişken, borç yükü hâlâ büyükken ve kamu finansmanı genişlerken, faizi hızla aşağı çekmek çoğu zaman çözüm değil; üzeri örtülmüş yeni bir kırılganlık yaratıyor. Bu yüzden bugün yüksek faiz, sağlıklı olduğu için değil, başka türlü denge korunamadığı için gerekli hale geliyor.
Faizsiz ihtiyaç kredisi / taksitli nakit avans fırsatları
3 Ay vadeli 50.000 TL'ye varan kredi
3 Ay vadeli 50.000 TL'ye varan taksitli avans hesap
Sistem ayakta kalabilir, toplum aynı ölçüde iyi olmayabilir
Burada en çok karıştırılan nokta şu: Sistemin tamamen çökmemesi, halkın iyi yaşadığı anlamına gelmez. Piyasaların güçlü görünmesi, büyük şirketlerin ayakta kalması ya da bazı makro verilerin beklenenden kötü gelmemesi; geniş toplum kesimlerinin rahat olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine, bugün birçok ülkede gördüğümüz tablo şu: finansal varlıklar, büyük şirketler ve üst gelir grupları görece daha iyi korunurken; maaşlı çalışanlar, kiracılar, gençler, küçük işletmeler ve borçlu kesimler çok daha sert baskı hissediyor. Yani piyasanın gördüğü ekonomi ile insanların yaşadığı ekonomi aynı şey değil.
Bunun birebir yansıması finansal piyasalarda da görülüyor. Endekse ya da endeksi taşıyan birkaç büyük isme bakarsan güçlü, hatta kusursuz görünen bir yapı görürsün. Ama aşağı indikçe bambaşka bir manzarayla karşılaşırsın: alt katmanları zayıflamış, dar bir liderlikle ayakta duran, geniş tabanı çoktan bozulmuş bir yapı. Toplumdaki görüntü de aslında buna benziyor. Yukarıda dayanıklı görünen bir yüzey, aşağıda ise giderek zorlanan büyük bir çoğunluk.
Bu yüzden mesele “reel ekonomi iyi” demek değil. Daha doğru ifade şu: Sistem, beklenenden daha uzun süre ayakta kalabiliyor. Ama bu ayakta kalışın maliyeti toplumun her kesimine eşit dağılmıyor.
Yüksek faiz neden ekonomiyi hemen boğmuyor?
Yüksek faiz artık eski ders kitaplarında anlatıldığı kadar düz bir etki yaratmıyor. Çünkü günümüzde büyük borçlu sadece şirketler değil, devletler de. Devlet faiz yükseldiğinde daha fazla faiz ödemesi yapıyor ve bu ödeme özel sektöre gelir olarak akıyor. Bu da bazı koşullarda ekonomiyi tamamen boğmak yerine, sistemi bir süre daha taşımaya yardımcı olabiliyor. Yani yüksek faiz aynı anda hem baskı yaratan hem de gelir aktaran çelişkili bir mekanizma haline gelmiş durumda.
Ama burada da gelir aktarımının herkese eşit dağılmadığını görmek gerekiyor. Tahvil tutanla maaşla yaşayan aynı yerde durmuyor. Varlık sahibi olanla yalnızca giderlere yetişmeye çalışan aynı ekonomiyi yaşamıyor. Bu yüzden yukarıdan bakınca dirençli görünen yapı, aşağıdan bakınca çok daha kırılgan hissediliyor.
Piyasalar neden yine de zorlanıyor?
Eğer daha fazla kaynak kamu finansmanına, işletme sermayesine ve borç refinansmanına gidiyorsa, finansal varlıkları taşıyan likidite zayıflar. Yani sistem ayakta kalırken, piyasalar o eski kolay yükseliş ortamını kaybedebilir. Para aynı anda hem toplumu rahatlatacak kadar yaygın hem de varlık fiyatlarını şişirecek kadar bol olamıyor.
Yüksek faiz sistemi tamamen çökertmeyebilir, ama hem toplumsal baskıyı artırabilir hem de piyasaların beslendiği likiditeyi zamanla inceltebilir.
Asıl problem ne?
Asıl problem yüksek faiz değil. Asıl problem, sistemi yıllar içinde düşük faiz olmadan yürümekte zorlanan bir yapıya dönüştürmüş olmak. Bugün yaşadığımız gerilim de tam buradan doğuyor. Çünkü her sıkışmada aynı ilacı kullanmak, yani daha ucuz parayla sorunları ötelemek, sonunda ekonomiyi o ilaca bağımlı hale getiriyor.
Bu yüzden bugün sorulması gereken soru “Bu ekonomi neden sürekli daha düşük faize ihtiyaç duyacak kadar kırılgan hale geldi?
O soruya dürüstçe cevap vermeden yapılacak her faiz tartışması, nedenleri değil yalnızca belirtileri konuşmak olur ve belirtileri bastırmak, çoğu zaman hastalığı iyileştirmez. Sadece bir sonraki krizi biraz daha büyütür.
25.000 TL faizsiz taksitli avans

Yeni müşterilere 3 ay vadeli, faizsiz 25.000 TL’ye varan taksitli avans
Toplamda 22.000 TL’ye varan Chip-para fırsatı
- Hoş geldin ödülüFaizsiz 25.000 TL
- Ortalama aylık kazanç22.000 TL Chip-para
- Yıllık ücret₺1.190

Kerem Pirim
Finansal piyasalar, makroekonomi ve kripto piyasası üzerine içerik üreten bir analist ve yazardır.
Kayıt olarak güncel fırsatlardan her zaman haberdar olabilir, en uygun teklifleri yakalayabilirsin.